Cinsel Suçlarda Mağdur Beyanı Yeterli Midir?
Ceza hukukunda maddi gerçeğe ulaşmak, adaletin sağlanmasının temel şartıdır. Bu nedenle bir suçun işlendiğinin kabul edilebilmesi, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilmesine bağlıdır. Ceza muhakemesinin en önemli prensiplerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi gereğince, suçun işlendiği hususunda kesin ve inandırıcı bir kanaat oluşmadıkça kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilemez.
Ancak her suç tipi bakımından ispat araçları aynı nitelikte değildir. Özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, çoğu zaman kapalı alanlarda, tanık bulunmaksızın ve gizlilik içerisinde işlenen suçlar olduğundan, klasik delil sistematiği içinde değerlendirilmesi güç olan suçlardandır. Fiziksel delil, görgü tanığı veya teknik kayıt gibi unsurların her olayda bulunmaması, bu suçların yargılanmasında farklı bir değerlendirme yöntemini zorunlu kılmaktadır. Bu noktada cinsel suçlar bakımından, Yargıtay’ın mağdur beyanının delil olarak dikkate alınması gerektiğini vurgulayan yerleşik içtihatları bulunmaktadır.
Bu suçların çoğunlukla gizli ortamlarda işlenmesi ve çoğu zaman başka bir delille desteklenmesinin güç olması nedeniyle, mağdurun anlatımı özel bir önem taşımaktadır.
Zira hayatın olağan akışı içerisinde, bir kimsenin gerçekte yaşanmamış bir olayı ileri sürerek kendi onurunu ve saygınlığını zedeleyecek bir ithamda bulunması kural olarak beklenen bir davranış değildir.
Bu nedenle mağdur, kendisine yönelik eylemin gerçekleştiğini iddia ediyor; iftira atmasını gerektirecek bir husumet veya çıkar ilişkisi bulunmuyor ve beyanları soruşturma ve kovuşturmanın tüm aşamalarında tutarlı, samimi ve hayatın olağan akışına uygun bir bütünlük gösteriyorsa, bu anlatımlara itibar edilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Daha detaylı bilgi için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
